GÖRSEL DÜŞÜNCE
Yazarın bu kitabı yazmak istemesi daha önce bu konuyla ilgili yazılanlardan farklı bir boyutta görsel düşünmeyi değerlendirmek istemesidir. Daha önce okuduğumuz sanat üzerine kitaplardaki sanatsal yaklaşımdan çok bilimsel bir yaklaşım yapmıştır. Felsefeden de yararlanan Rudolf Arnheim Platon, Aristoteles ve Schopenhauer gibi düşünürlerin görüşlerini incelemiştir.
ALGILAMADA ZEKA VE BİLGİNİN ETKİSİ
Görsel algıda zekanın bir şeyleri kavramadaki önemini vurgulayarak üzerinde bilgimiz olan bir şeyi görerek algılamamızla sadece onu düşünerek algılayabilmemiz arasında bir fark olmadığını ileri sürmüştür. Basit bir örnek verirsek uzakta olan nesnenin bizim bilincimizde olan görüntüsü onu objektif olarak uzaktan da görsek bizde büyüklük hissini uyandırır. Burada bilgimizin görüşümüzü ne kadar değiştirebildiğini görürüz.
Duyularla algılamada ise ön planda olan duyularımız vardır. Koku ve tat duyusu gördüğümüz ve işittiğimiz bir şeye göre daha az algı yaratır. Gördüklerimiz ve duyduklarımız bizim için daha ilgi çekici ve kavrama arttırıcıdır. Bir şeyi hatırlarken önce görüntüsünü sonra sesini daha sonra kokusuyla ilgili bilgilere ulaşırız. Tabi maddenin niteliği sadece koku üzerine değilse. Örneğin bir parfümü şişesiyle değil sadece kokusuyla algılarız. Görmede seçicilik konusunda algılarımızla oynayan şeyler ışık, gölge, renk, biçim ve boyuttur. Hareketi, olayları ya da sadece maddenin kendisini bu farklılık yaratan şeyler sayesinde ayırt ederek kendimize bir odak yaratırız. Odaklanma algılamada önemli bir rol oynar. Bir şeyi geneliyle görüp tamamen algılamamız insan zekasıyla doğru orantılıdır. Fakat zeka seviyesi ne olursa olsun belli odaklar çerçevesinde görür ve bu şekilde algılarız. Algılama konusunda insanlar arasındaki en büyük farkı zeka sağlar. Zeka sayesinde bir şeyi çabuk ya da yavaş kavrarız. Yani görme ve zeka eş zamanlı çalışarak bir şeyleri algılamamızı sağlar.
BAĞLAMLAR OLUŞTURMA
Genel olarak algılamadan sonra algıladıklarımızı bağlamlar içine sokmak ya da içerisinden çıkarım yapmak için de zihnin etkin bir faaliyeti vardır. Psikolojide bahsedilen şey zihnin önce soyutlama yaptığıdır. Soyutlama dediğimiz şey nesneyi bulunduğu bağlamdan çıkararak öncelikle sadece kendisi olarak düşünmemiz anlamındadır. Yani bağlama sokmadan önce tekil olarak nesnenin hareketine, sonra da bağlamları konusunda bilgileri alırız, zihnimiz ve aklımız isteklerimiz doğrultusunda çıkarımlar yapmamızda işe yararlar. Yazar genel olarak görsel düşünmenin, bağlamlar olsun, biçimler olsun beyinde tasarlanan bir olay olduğunu anlatmıştır.
NESNEDE ANLAM DEĞİŞİMİ
Nesnelerin birbirlerine benzemeleri, aynı koşullarda karşılaşmalarımız ve bunların sıklığı nesnelerin birbirleriyle bağlantılarının olmasını sağlar. Bu durumda nesneler tek başlarınayken farklı anlamlar üretirken bağlantılı olduğu nesnelerle birleştiğinde hepsinden farklı anlamlar ortaya çıkartırlar. Genel bir örnek verirsek bu konuyla ilgili bir televizyonu ele alalım. Yakından tek tek baktığınızda mavi yeşil ve kırmızı ışığı görürsünüz. Genel olarak baktığınızda bu üç rengin gözümüzde yarattığı renk zenginliği ve bunun şekillere dönüşmesini izleyebiliriz. Biz artık onları üç ayrı renkten farklı olarak bütün halinde görürüz.
GEÇMİŞİN ETKİSİ
Algılamada önemi olan bir diğer faktör de geçmiştir. Nesneyi, o anki gördüğümüzün dışında geçmişteki izlerini de beraber düşünerek algılarız. Beynimiz her şeyi kaydeder. Bazı şeyler daha ön planda bazı şeyler ise geri plandadır. Fakat yok olduklarını kesinlikle söyleyemeyiz. Gördüğümüz şey zihnimizin derinliklerinde gizli olan bu bilgileri gün ışığına çıkartır ve bu çıkarımla beraber nesneye bakış açımızda da değişimler yaşarız. Duygusal olarak bizi etkileyen şeyler, nesne karşısındaki algı hızımızı ve tepkimizi değiştirir. Mesela daha önce sevdiği birini kaybeden birinin bir mezar taşı karşısındaki tepkisi sadece nesnel olmaktan çıkar o taşı geçmişteki görüntüsüyle birleştirerek okumaya başlar.
İMGE OLUŞTURMA
Yukarıda açıklanan görsel düşünce ve algılama süreci dahilinde nesnelerin şekilleri beynimizde resmederiz. Tıpatıp aynısını göremeyiz, doğruluğunu sorgularız fakat genel olarak neye benzediğini ne hissettirdiğini biliriz. Ama bu imgesini görmediğimiz bir şeyi aklımızda biçimlendiremeyeceğimiz anlamına gelmez. İmgesini görmediklerimizi de zihnimizde kıyaslama yaparak, benzerlikler yakalamaya çalışarak, geçmiş yaşantımızdan farklı örneklerle birleştirerek kafamızda oluşturabiliriz. Fikir yürütme de bir görüş biçimi ortaya çıkartır.
Zihin soyut olan şeyleri de algılamamızı sağlayacak imgeler yaratır. Örneğin bir müziği renkler biçiminde görebiliriz. Bu bizim müziğe olan hazzımızı arttırır. Bu tabi hareket ve ritimle ve daha farklı dış etmenlerle de alakalıdır. Yani soyut olan şeyler de gözümüze imgeler olarak gelir. Soyutları kavrama yolumuz budur.
Düşünme imgeler içinde gerçekleşir. İmgesini görmediğimiz bir şeyi düşünmemizin imkanı yoktur.
Bu imgelerin kişiden kişiye değişen farkları vardır. Bunlar hakkındaki deneylerde sıradan insanlar soyut bir şeyi basit benzetmelerle ortaya koyabilirlerken, sanatçılar (yada görsel düşünme yeteneği diğer insanlardan farklı olan kişiler) aynı konuyu daha farklı şekillere sokabilirler. Bu çeşit kavramı resimsel temsil deneylerinde geçmiş ve şimdi konusunu ortaya atarsak ortaya çıkan sonuç geçmişin net ve tamamı görünen bir kütle olarak resmedildiğini, şimdi konusunda ise karmaşık ne olduğu tam anlaşılamayan çizimler görülür. Gelecek bilinmeyen olduğu için boşluktur.
SOYUTLAMA
Soyutlama konusunda soyutlamanın farklı anlamlarına değinerek geçmişten bu güne ne anlamlarda kullanıldığına dair bilgiler verir. Geçmişteki soyutlama uzaklaşma anlamını içeriyordu bu kavram zamanla gelişerek ve değişerek uzaklaşma anlamının dışında saf haline büründürme halini almıştır. Algılamada insan bilinç altında soyutlamayı yapıyorsa bunu bilinçli bir şekilde kullandığında soyutlama gerçekliğini korur mu? Bunun gibi bazı şeyler bilinç üstüne çıkarken anlam kayıplarına uğrayabileceği için ince düşünülmesi gereken bir konu olduğunu vurguluyor yazar.
Soyutlamanın saflaştırmadan geldiği düşünülürse, buradaki rastgele seçimler bize doğru bilgiyi vermeyebilir. Psikologlar da bu yaklaşımın doğru olmadığını öne sürmüşlerdir. Diğer manası olan uzaklaşma ise soyutlamayı yok sayma gibi görmüştür. Soyutlama görme ve algılama arasındaki önemli bir olgudur insan beyninde. Ne kadar çok soyutlama yapabilirsek algılama da o ölçüde kolaylaşır. Çünkü soyutlama bir şeyin algısal malzemeden temizlenmesidir. Soyutlama bu yüzden çok önemlidir.
GÖRSEL DÜŞÜNCE’Yİ BİLMEK
Kitaba göre görsel düşüncede etkili olan şeyler imgeleme, imgeleme işini kolaylaştıran duyusal ve duygusal şeyler, biçim, nitelik gibi özellikler, akıl, geçmiş, nesne bağlantıları, soyutlama, ilişkiler ve ilişiklerdir. Kitap da bana göre bir şeyi algılarken nelerden etkilendiğimizi ve bunun doğrultusunda bağlamlara ulaşırken yada yeni bağlamlar üretirken yola çıktığımız şeyleri anlatır. Bu bilgiler algılamada doğru olana ulaşma konusunda oldukça faydalılardır.
Tansu Akmansoy , 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Düşünceleriniz