Tansu Akmansoy
Looking at the various works of Tansu Akmansoy, it is interesting to see how continuously his artistic concerns seem to correspond with a particular traditional way of thinking and aesthetics. In particular his occupation with shadows and lines play a special role in his works and we can find a correspondance with Japanese forms of artistic practice that instead of focusing on objects is more interested in questions of movement and dynamics. This shift away from objects and into a form of process, which has been addressed by Jun’ichuro Tanizaki in his famous 'In Praise of Shadows', allows the hidden key players of drawing – light and shadow – to unfold a new dynamic and become visible. These two very profound aspects can be found in the folds, and black and white contrasts of Akmansoy’s huge paintings, where the view repeatedly shifts in interesting ways away from the concrete, specific elements and lines into the diffuse. By playing with such dynamics, Akmansoy's hand enables small cosmoses to develop.
Another aspect that becomes quite important in his works is the question of space. Again, we can compare Akmansoy's works to Japanese calligraphic techniques where spatial issues are very prominent especially between the lines on the paper, which are folded into one another and produce thereby an overlapping and shading that has physical depth. When appropriately lit, surface and shadow enter into an unusual area of tension that extends beyond the familiar two-dimensionality of drawings. That Akmansoy is interested in precisely this phenomenon and knows how to exploit the tension between surface and depth becomes clear when one is observing these works only for a short time. We are primarily struck by the intensity of the play of light; then the line itself leaps into focus and burns on the retina; after looking at his works for a longer period, however, one finds that this perception changes constantly. Increasingly, the shadow cosmos of the work, which had at first been spectacularly overwhelmed by the size of the works, begins to emerge. Only after investing a certain amount of time, does this side of the work become evident, creating an extremely interesting alternation of spatial levels.
In addition to this aspect of space we can find as well another dimension. It is contained within the drips of paint that run down the paper and in the dynamics of the brushstrokes that exhibit the production of the work. By not hiding these 'flaws', Akmansoy allows the observer to understand that drawing and painting is not a process between the hand and a sheet of paper, but a process in space that always involves the whole body.
Marc Gloede
Bireysel Beğeni / Individual Liking
Sanat özgür bir etkinliktir ve nasıl bir sanatçı özgür olmalıysa, sanatın takipçileri de en az sanatçı kadar özgür olmalıdır. Bu ana fikir doğrultusunda ortaya koyduğum eserlerde, bakan kişinin görüş alanını mümkün mertebe kaplayıp onu esere odaklamak ve dış etkileri en aza indirgemek adına oldukça büyük boyutta çalışmaya önem veriyorum. Bu nedenle derici kağıdı kullanmaktayım.Üzerine duvar boyası ve mürekkep karışımı bir boyayla kıvrımlar oluşturuyorum ve bu kıvrımlar aslında hiçbir nesneden türetilmemiş rastgele kıvrımlar. Daha doğrusu “kanallar”.
Benim eserlerimle karşı karşıya gelen insanların zihinlerinde, birtakım genel kavram kalıplarının ya da yaşamım boyunca kendi zihnimin oluşturduğu birtakım kalıpların diktesiyle değil, kendi anlamlandırdıkları “individual liking” (bireysel beğeni) oluşsun istiyorum. Zihnimdeki yaratımları dışlaştırırken yapmaya çalıştığım şey, kendi kalıplarımı aktarmak ve eserlerime bakanların bu kalıpların anlamasını sağlamak değil. Zira benim etkinliğimde ortaya çıkan şeyler, bir nesneye bir imgeye, bağlı olarak ortaya çıkarılmış şeyler değil. Çalışmalarımda özen gösterdiğim birincil nokta, fırçayla tuvalin teması sırasında zihnim boşmuşçasına boyamak ve sadece boyamak. Ortaya çıkan eser elbet tamamiyle rastgelelik taşımıyor, o sırada çalıştığım ortamda her ne oluyorsa mutlaka beni etkiliyor. Çalışma esnasında dinlediğim müzikten, o sırada yoldan geçmekte olan bir arabanın camından yansıyan güneşe kadar her şeyden etkileniyorum. Ancak fırça darbelerinin yönünü benim ideolojim, dini görüşüm veya hayata bakış açım belirlemiyor. İnsanlar eserlerime baktıklarında aslında akmakta olan zamanın belli bir kesitinde günlük işlerden, zorunlu hayat meşgalelerinden kendini soyutlamış, rahat ve serbest bir alanda yaratma etkinliğini özgürce gerçekleştirmiş olan bir sanatçının bıraktığı izleri görüyor. Burada ne dikte edilen ve anlaşılması istenen bir fikir, ne de bakan kişiyi beklenen/istenilen noktaya yönlendirme çabası var. Esasında bakan kişinin ilk etapta hoş bir şekilde gözünü oyalayan, bir süre sonra ise kişinin kendi imgelemleriyle ve belki de kendi kalıplarıyla rahatça anlamlandırma eğilimine olanak tanıyan kanallar yaratıyorum.
------------------------------------------------
Art is a independent activity and as well as the artist, its followers must be independent individuals. According to this central topic, I elaborate to work over canvases at large sizes to pervade the eyesight of viewer as possible and to reduce external affects. For this reason, I use large papers at my works. I compose curves over it with a paint mixture made of wall-paint and ink and also these curves are not derived from any thing/ object. In deed, they are not curves, they are “channels”.
I want people to create their own/individual likings by making sense of my works when they see them, not my notions which are my minds products nor general social patterns shouldn’t affect their aesthetic impressions. I’m not trying to express my own patterns either and it’s not my purpose to make people understand them when I paint my creations in my mind over the canvas. Yet, products of my activity are not belong to any object or image.
The first thing which I regard during my workings is to paint the canvas; distribute brush over it, like there is nothing on my mind except painting it. Of course the creation is not totally accidential, every little thing affects me in my studio. The music I listen or the sunlight reflected by a car’s window passing the road near my room have an influence over me, during the painting activity. But the directions of brush strokes are not determined by my ideology, my religious views or conception of world. When people look at my paintings, they only see a work made by an artist who isolated himself from daily rutins or obligatory jobs, and freely, fulfill a wish of creation in a wholly relax and independent ambience, at any moment of time. There isn’t any idea which is needed to be understand by people or there isn’t any effort to make people incline to ant expected/ desirable point in my works.
Finally, I can say that, my wish is to create “channels” which are going to give some pleasure to eyes in first place, but then give people some opportunity to make sense of these works with their own likings and imaginations, and maybe with their own patterns about art.
Benim eserlerimle karşı karşıya gelen insanların zihinlerinde, birtakım genel kavram kalıplarının ya da yaşamım boyunca kendi zihnimin oluşturduğu birtakım kalıpların diktesiyle değil, kendi anlamlandırdıkları “individual liking” (bireysel beğeni) oluşsun istiyorum. Zihnimdeki yaratımları dışlaştırırken yapmaya çalıştığım şey, kendi kalıplarımı aktarmak ve eserlerime bakanların bu kalıpların anlamasını sağlamak değil. Zira benim etkinliğimde ortaya çıkan şeyler, bir nesneye bir imgeye, bağlı olarak ortaya çıkarılmış şeyler değil. Çalışmalarımda özen gösterdiğim birincil nokta, fırçayla tuvalin teması sırasında zihnim boşmuşçasına boyamak ve sadece boyamak. Ortaya çıkan eser elbet tamamiyle rastgelelik taşımıyor, o sırada çalıştığım ortamda her ne oluyorsa mutlaka beni etkiliyor. Çalışma esnasında dinlediğim müzikten, o sırada yoldan geçmekte olan bir arabanın camından yansıyan güneşe kadar her şeyden etkileniyorum. Ancak fırça darbelerinin yönünü benim ideolojim, dini görüşüm veya hayata bakış açım belirlemiyor. İnsanlar eserlerime baktıklarında aslında akmakta olan zamanın belli bir kesitinde günlük işlerden, zorunlu hayat meşgalelerinden kendini soyutlamış, rahat ve serbest bir alanda yaratma etkinliğini özgürce gerçekleştirmiş olan bir sanatçının bıraktığı izleri görüyor. Burada ne dikte edilen ve anlaşılması istenen bir fikir, ne de bakan kişiyi beklenen/istenilen noktaya yönlendirme çabası var. Esasında bakan kişinin ilk etapta hoş bir şekilde gözünü oyalayan, bir süre sonra ise kişinin kendi imgelemleriyle ve belki de kendi kalıplarıyla rahatça anlamlandırma eğilimine olanak tanıyan kanallar yaratıyorum.
------------------------------------------------
Art is a independent activity and as well as the artist, its followers must be independent individuals. According to this central topic, I elaborate to work over canvases at large sizes to pervade the eyesight of viewer as possible and to reduce external affects. For this reason, I use large papers at my works. I compose curves over it with a paint mixture made of wall-paint and ink and also these curves are not derived from any thing/ object. In deed, they are not curves, they are “channels”.
I want people to create their own/individual likings by making sense of my works when they see them, not my notions which are my minds products nor general social patterns shouldn’t affect their aesthetic impressions. I’m not trying to express my own patterns either and it’s not my purpose to make people understand them when I paint my creations in my mind over the canvas. Yet, products of my activity are not belong to any object or image.
The first thing which I regard during my workings is to paint the canvas; distribute brush over it, like there is nothing on my mind except painting it. Of course the creation is not totally accidential, every little thing affects me in my studio. The music I listen or the sunlight reflected by a car’s window passing the road near my room have an influence over me, during the painting activity. But the directions of brush strokes are not determined by my ideology, my religious views or conception of world. When people look at my paintings, they only see a work made by an artist who isolated himself from daily rutins or obligatory jobs, and freely, fulfill a wish of creation in a wholly relax and independent ambience, at any moment of time. There isn’t any idea which is needed to be understand by people or there isn’t any effort to make people incline to ant expected/ desirable point in my works.
Finally, I can say that, my wish is to create “channels” which are going to give some pleasure to eyes in first place, but then give people some opportunity to make sense of these works with their own likings and imaginations, and maybe with their own patterns about art.
GÖRSEL DÜŞÜNME - Rudolf Arnheim (Kitap Raporu)
GÖRSEL DÜŞÜNCE
Yazarın bu kitabı yazmak istemesi daha önce bu konuyla ilgili yazılanlardan farklı bir boyutta görsel düşünmeyi değerlendirmek istemesidir. Daha önce okuduğumuz sanat üzerine kitaplardaki sanatsal yaklaşımdan çok bilimsel bir yaklaşım yapmıştır. Felsefeden de yararlanan Rudolf Arnheim Platon, Aristoteles ve Schopenhauer gibi düşünürlerin görüşlerini incelemiştir.
ALGILAMADA ZEKA VE BİLGİNİN ETKİSİ
Görsel algıda zekanın bir şeyleri kavramadaki önemini vurgulayarak üzerinde bilgimiz olan bir şeyi görerek algılamamızla sadece onu düşünerek algılayabilmemiz arasında bir fark olmadığını ileri sürmüştür. Basit bir örnek verirsek uzakta olan nesnenin bizim bilincimizde olan görüntüsü onu objektif olarak uzaktan da görsek bizde büyüklük hissini uyandırır. Burada bilgimizin görüşümüzü ne kadar değiştirebildiğini görürüz.
Duyularla algılamada ise ön planda olan duyularımız vardır. Koku ve tat duyusu gördüğümüz ve işittiğimiz bir şeye göre daha az algı yaratır. Gördüklerimiz ve duyduklarımız bizim için daha ilgi çekici ve kavrama arttırıcıdır. Bir şeyi hatırlarken önce görüntüsünü sonra sesini daha sonra kokusuyla ilgili bilgilere ulaşırız. Tabi maddenin niteliği sadece koku üzerine değilse. Örneğin bir parfümü şişesiyle değil sadece kokusuyla algılarız. Görmede seçicilik konusunda algılarımızla oynayan şeyler ışık, gölge, renk, biçim ve boyuttur. Hareketi, olayları ya da sadece maddenin kendisini bu farklılık yaratan şeyler sayesinde ayırt ederek kendimize bir odak yaratırız. Odaklanma algılamada önemli bir rol oynar. Bir şeyi geneliyle görüp tamamen algılamamız insan zekasıyla doğru orantılıdır. Fakat zeka seviyesi ne olursa olsun belli odaklar çerçevesinde görür ve bu şekilde algılarız. Algılama konusunda insanlar arasındaki en büyük farkı zeka sağlar. Zeka sayesinde bir şeyi çabuk ya da yavaş kavrarız. Yani görme ve zeka eş zamanlı çalışarak bir şeyleri algılamamızı sağlar.
BAĞLAMLAR OLUŞTURMA
Genel olarak algılamadan sonra algıladıklarımızı bağlamlar içine sokmak ya da içerisinden çıkarım yapmak için de zihnin etkin bir faaliyeti vardır. Psikolojide bahsedilen şey zihnin önce soyutlama yaptığıdır. Soyutlama dediğimiz şey nesneyi bulunduğu bağlamdan çıkararak öncelikle sadece kendisi olarak düşünmemiz anlamındadır. Yani bağlama sokmadan önce tekil olarak nesnenin hareketine, sonra da bağlamları konusunda bilgileri alırız, zihnimiz ve aklımız isteklerimiz doğrultusunda çıkarımlar yapmamızda işe yararlar. Yazar genel olarak görsel düşünmenin, bağlamlar olsun, biçimler olsun beyinde tasarlanan bir olay olduğunu anlatmıştır.
NESNEDE ANLAM DEĞİŞİMİ
Nesnelerin birbirlerine benzemeleri, aynı koşullarda karşılaşmalarımız ve bunların sıklığı nesnelerin birbirleriyle bağlantılarının olmasını sağlar. Bu durumda nesneler tek başlarınayken farklı anlamlar üretirken bağlantılı olduğu nesnelerle birleştiğinde hepsinden farklı anlamlar ortaya çıkartırlar. Genel bir örnek verirsek bu konuyla ilgili bir televizyonu ele alalım. Yakından tek tek baktığınızda mavi yeşil ve kırmızı ışığı görürsünüz. Genel olarak baktığınızda bu üç rengin gözümüzde yarattığı renk zenginliği ve bunun şekillere dönüşmesini izleyebiliriz. Biz artık onları üç ayrı renkten farklı olarak bütün halinde görürüz.
GEÇMİŞİN ETKİSİ
Algılamada önemi olan bir diğer faktör de geçmiştir. Nesneyi, o anki gördüğümüzün dışında geçmişteki izlerini de beraber düşünerek algılarız. Beynimiz her şeyi kaydeder. Bazı şeyler daha ön planda bazı şeyler ise geri plandadır. Fakat yok olduklarını kesinlikle söyleyemeyiz. Gördüğümüz şey zihnimizin derinliklerinde gizli olan bu bilgileri gün ışığına çıkartır ve bu çıkarımla beraber nesneye bakış açımızda da değişimler yaşarız. Duygusal olarak bizi etkileyen şeyler, nesne karşısındaki algı hızımızı ve tepkimizi değiştirir. Mesela daha önce sevdiği birini kaybeden birinin bir mezar taşı karşısındaki tepkisi sadece nesnel olmaktan çıkar o taşı geçmişteki görüntüsüyle birleştirerek okumaya başlar.
İMGE OLUŞTURMA
Yukarıda açıklanan görsel düşünce ve algılama süreci dahilinde nesnelerin şekilleri beynimizde resmederiz. Tıpatıp aynısını göremeyiz, doğruluğunu sorgularız fakat genel olarak neye benzediğini ne hissettirdiğini biliriz. Ama bu imgesini görmediğimiz bir şeyi aklımızda biçimlendiremeyeceğimiz anlamına gelmez. İmgesini görmediklerimizi de zihnimizde kıyaslama yaparak, benzerlikler yakalamaya çalışarak, geçmiş yaşantımızdan farklı örneklerle birleştirerek kafamızda oluşturabiliriz. Fikir yürütme de bir görüş biçimi ortaya çıkartır.
Zihin soyut olan şeyleri de algılamamızı sağlayacak imgeler yaratır. Örneğin bir müziği renkler biçiminde görebiliriz. Bu bizim müziğe olan hazzımızı arttırır. Bu tabi hareket ve ritimle ve daha farklı dış etmenlerle de alakalıdır. Yani soyut olan şeyler de gözümüze imgeler olarak gelir. Soyutları kavrama yolumuz budur.
Düşünme imgeler içinde gerçekleşir. İmgesini görmediğimiz bir şeyi düşünmemizin imkanı yoktur.
Bu imgelerin kişiden kişiye değişen farkları vardır. Bunlar hakkındaki deneylerde sıradan insanlar soyut bir şeyi basit benzetmelerle ortaya koyabilirlerken, sanatçılar (yada görsel düşünme yeteneği diğer insanlardan farklı olan kişiler) aynı konuyu daha farklı şekillere sokabilirler. Bu çeşit kavramı resimsel temsil deneylerinde geçmiş ve şimdi konusunu ortaya atarsak ortaya çıkan sonuç geçmişin net ve tamamı görünen bir kütle olarak resmedildiğini, şimdi konusunda ise karmaşık ne olduğu tam anlaşılamayan çizimler görülür. Gelecek bilinmeyen olduğu için boşluktur.
SOYUTLAMA
Soyutlama konusunda soyutlamanın farklı anlamlarına değinerek geçmişten bu güne ne anlamlarda kullanıldığına dair bilgiler verir. Geçmişteki soyutlama uzaklaşma anlamını içeriyordu bu kavram zamanla gelişerek ve değişerek uzaklaşma anlamının dışında saf haline büründürme halini almıştır. Algılamada insan bilinç altında soyutlamayı yapıyorsa bunu bilinçli bir şekilde kullandığında soyutlama gerçekliğini korur mu? Bunun gibi bazı şeyler bilinç üstüne çıkarken anlam kayıplarına uğrayabileceği için ince düşünülmesi gereken bir konu olduğunu vurguluyor yazar.
Soyutlamanın saflaştırmadan geldiği düşünülürse, buradaki rastgele seçimler bize doğru bilgiyi vermeyebilir. Psikologlar da bu yaklaşımın doğru olmadığını öne sürmüşlerdir. Diğer manası olan uzaklaşma ise soyutlamayı yok sayma gibi görmüştür. Soyutlama görme ve algılama arasındaki önemli bir olgudur insan beyninde. Ne kadar çok soyutlama yapabilirsek algılama da o ölçüde kolaylaşır. Çünkü soyutlama bir şeyin algısal malzemeden temizlenmesidir. Soyutlama bu yüzden çok önemlidir.
GÖRSEL DÜŞÜNCE’Yİ BİLMEK
Kitaba göre görsel düşüncede etkili olan şeyler imgeleme, imgeleme işini kolaylaştıran duyusal ve duygusal şeyler, biçim, nitelik gibi özellikler, akıl, geçmiş, nesne bağlantıları, soyutlama, ilişkiler ve ilişiklerdir. Kitap da bana göre bir şeyi algılarken nelerden etkilendiğimizi ve bunun doğrultusunda bağlamlara ulaşırken yada yeni bağlamlar üretirken yola çıktığımız şeyleri anlatır. Bu bilgiler algılamada doğru olana ulaşma konusunda oldukça faydalılardır.
Tansu Akmansoy , 2010
Yazdı...
Yazdı…
Sildi…
Yazdı…
Yeniden sildi…
Birşeyleri ortaya koyup daha sonra bu dünyadan def etmek bu kadar kolaymıydı acaba. Bir silgi bu kadar güçlü olabilrmiydi. Bir silgi herşeyi geldiği yere sokabilecek güçtemi. Düşüncelerini beynine bu ufak basit nesne hapsedebilirmiydi.
Tekrar…
Yazdı…
Sildi…
Yazdı…
Düşündü…
Herşeyi silmek aslında kendi elindeydi. Silgisini elinde tuttu. Uzunca bir süre baktı. Sonra dönüp yazdıklarına baktı…
Sildi…
Tekrar yazdı…
Her defasında farklı şeyler yazıyordu. Belkide işin derinlerinde, birinde ak dediğine diğerinde kara diyordu. Ama yazdığı herşeyin kendini oluşturduğuna emindi. Silmesinin nedeni bir beğeni eksikliği değildi. Her birinde ayrı bir şey görüyordu. Her birinde farklı bir konuyu çözümlüyordu kendince. Ve kendince hepsi de doğruydu. Düşündüklerini oraya yazmak çok garip gelmişti en başta. Bu onun tarzı değildi çünkü. O konuşurdu. Hiçbir silginin olmadığı bir dünyadan çıkıp silgi tozlarından kurulu bir dünyaya girmişti. Silgi sadece onun eğlencesi olmuştu. Çünkü bunu konuşurken yapamıyordu. Yapmak istemişti çoğu kez. Silmek yerine yapabildiği tek şey saptırmak olabilmişti. Yabana atmayalım güçlü bir saptırma yeteneği vardı. Kimseyi kırmazdı bunu yaparken. Kimse de anlamazdı ta ki o bunu eğlenerek anlatana kadar. Ama bu sefer olay farklıydı. Yazıyordu. Ve elinde hayal ettiği herşeyden güçlü olarak gördüğü silgisi vardı. Yazdığı bir şeyi kimse görmeden toz haline getirebilirdi bununla. Saatlerce saptırma yapmaya gerek kalmadan, hiç zaman harcamadan. Yazmak ona çok fazla zaman ve imkan sunmuştu. O halde neden konuşuyordu.
Düşündü…
Gözlerini kapadı…
Ufak bir düş…
Gözlerini açtığında az önce bir düş gördüğünü biliyordu. Bunun farkındaydı. Çokda olay yaşamıştı o yerde. Ama hatırladığı sadece bir düş gördüğüydü.
Hatırladığı sadece konuştuğuydu…
Hatırladığı sadece yazdığıydı…
Bir şeylerin var olduğunu bilmek. Ama sadece varlığını bilip gerisini unutmak eğlenceliydi. Kafa yormuyordu. Düşündürmüyordu bu nereye gider diye. Ya da yorumlar yaptırıp kimsenin tepkisini çekmesine neden olmuyordu. Kimsenin bilmeyeceği, bazen kendinin bile hatırlayamayacağı bir yaşamdı bu sadece. Bu dünyadan paylar çalıp kaçmak gibi geldi bir an.
Doğru…
Kimseyle paylaşmamak kaçmak demekti. O yazdıklarını silmekle sadece kaçıyordu. Kaçması gereken birileri mi vardı. Hayır. Kendisi için sıkıntıdan ürettiği bir oyunmuydu bu peki? Kesinlikle öyle düşünmüyordu. Rahatlama hissi ?
Yazarak rahatlamak gerçekten nasıl olabilirdi. Acaba böylemi. Kimseye gösterme kaygısı olmadan sadece kendin için içinden geldiği gibi ne düşünüyorsan ya da o an ne yapıyorsan onu yazarak mı? Ya da sadece bunun içinden “kaygı olmadan” kelimesini alırsak cevabı bulabilirmiyiz. Birilerine göstermeyi kaygı olarak saymamız doğrumudur ki? O halde neyden kaygı duyuyoruz ki kaygı duymamak bizi rahatlatıyor. Konuştuğumuz yazdığımız herşey bize bir sorumluluk yüklüyorsa olabilirmi bu kaygı. İhtimali yüksek bir cevap oldu bu. Peki nasıl bir rahatlama hissi bu. Uzun uzun yazıp herkese göre anlamsız cümleler oluşturmak bi derece sorumluluk duygusunu azaltabilir belkide. Belki o zaman daha rahat olabiliriz. Peki bu anlamsız cümleler bizim için ne kadar anlam taşıyabilir. Rahatlamamızı sağlayacak derecede anlamlı sorumluluk duymayacağımız kadar da anlamsız bir durum. Bi kağıda anlamsız şekiller çizmemiz çok daha amaca uygun olacaktır .
Yazdı… hiç yazmadığı kadar uzun. Hiç olmadığı kadar sert belkide. Geri dönüp bakmadan. Satır daha dolmadan alt satıra neler yazacağını düşünüyordu. Oradaki boşluklara neler sıkıştıracağını hesaplamaya çalışıyordu. Sıkıntılıydı biraz.
Birden birşeyler oldu. Kağıdını sabit tutamıyordu. Silgisi de masasının üstünden kayıp düşüverdi. Elinde tuttuğu kalem bi an ona çok ağır geldi. Eline gelenin aslında bir kalem olmadığını anladığında gördüğü sadece…
Büyük bir sarsıntı ve karanlık...
İnsanlar dışarda deliler gibi koşuşturup ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Çok fazla toz vardı. Yaşadıkları yer sanki havaya kalkmış ve büyük bir bulutun içine girmişti. Çığlıklar duyuluyordu. aradan yaklaşık onbeş dakika geçtiğinde anlamaya başladılar yavaşça. Her gün gördükleri yanından geçtikleri bazen baştan aşaı süzüp yıkılması gerektiğini konuştukları bina yokolmuştu. Toz bulutları ardından binanın yere kapaklanmış cüssesini seçebiliyorlardı az da olsa. Büyük bir sessizlik oldu. Evin kime ait olduğunu düşündüler. Onbeş dakika öncesine kadar anında cevaplayabilecekleri bir soruydu bu ancak binanın ve çevrenin durumu dolayısıyla pek bi güçlük çektiler tanımakta. Orta yaşlı bir adam cevapladı sonunda.
Kimseyle konuşmayan o adam otururdu o evde. O adam diyorlardı çünkü adı çok da önem taşımıyordu onlar için. Çok bir şey bilmiyorlardı hakkında. Bildikleri sadece onun zamanında konuşarak hayatını kazandığı ancak tanıdıkları süre içinde onlara tek kelime etmeyen çıkardıkları söylentilerle dilsiz ilan ettikleriydi. Bilmedikleri için hayatlarında var etmedikleri o adam olarak bahsettikleri insan o binanın içindeydi. Orası kendine aitti ve tek yaşardı bu yüzden düşündükleri tek şey o adamdı. Yaşıyormuydu. Ya da daha da önemlisi ne olmuştu...
Sokakta oynayan çocuk geçmekte olan yaşıtına seslendi. Arkadaşı demiyorum çünkü hergün yaptığı tek şey ona geçerken laf atmaktı. Arkadaşım dediği çocuklardan farklıydı biraz. O adam gibi pek konuşmazdı belkide gerçek bir dilsizdi o. Duyduğundan da pek emin değildi gerçi. Ama sadece eğlenceli geldiği için bağırıyordu çocuğa “ moloz kafalı! “ . Çocuk ise sadece geçerdi ordan, hiç sıkılmadan, sanki oraya muhtaçmış gibi, ihtiyacı varmış gibi o cocuğun bağırmasına. Duyuyordu duymasına ama konuşmak ona anlamsız geliyordu o kadar. Kendi gibi konuşmadığını bildiği o adamın evinin önünden geçmek belkide ona güç veriyordu. Konuşmanın anlamsız olduğuna inanan birini bulmak kolay değildi. Tabi sadece onun düşünceleriydi bunlar. O adamla görüşüp konuşmak hakkındaki düşüncelerini aldığından değil. Sadece konuşmadığından.
Bir anne sesi yükseldi. Bağıran çocuğun annesi sesini yükseltmişti. Çok da umursamasada etraftaki kadınların tepkisinden çekindiğinden olsa gerek çocuğunu susturmak istemişti. İstemezdi kimsenin onun çocuğu hakkında küfürbaz ya da haylaz yakıştırması yapmasını. Yine cocuğunu umursadığından değil sadece kendi itibarı yüzünden. Sonuçta onun işi buydu. O bir anneydi. Kariyerinde etrafça haylaz olarak anılan bir çocuk büyütmüş olmak istemiyordu. Bu da onun kendince bir düşüncesiydi. Arkasını döndüğünde eve gelen kocasının “pijamalarım nerde” sorusuyla irkilen anne balkondan topladığı çamaşırlar arasından oldukça yıpranmış, rengi solmuş olan pijamayı ayırdı. Ütüleme zahmetine girişmeden kocasına uzatıyordu ki…
Postacı elinde tuttuğu mektuplardan birini o adamın posta kutusundan içeri bıraktı. Binadan yavaşca uzaklaşırken gözü arkasında kalmıştı. Bi değişiklik sezmişti. Etrafta oynaşan çocuk sesleri pek bi farklı geliyordu o an kulağına. Sanki attığı da her gün gelip attığı kutudan farklı bir kutuydu. Belkide değişiklik zarftaydı. Peki bunun duyduklarıyla alakası neydi. Cocuk sesleri çok karışık anlamsız sesler haline döndü. Beyni bulanmış gibiydi. Sanki üzerindeki üniforma gece yattığı eşortmandan farksız gibi geldi. Sanki o üniformanın sorumluluğu üzerinden kalkmış gibiydi. Temiz olması yırtılıp yıpranmaması diğer bir boyutuylada çantasındaki mektupların yerlerine zamanında ulaşması gibi sorumluluklar sanki yoktu artık. Soğuduğunu hissetti. Bulut güneşi örttüğünde hafif bir serinlik olur ya. Öyle bir şey olduğunu bile düşündü bir an için. Kafasındaki bulantıyı da yorgunluk olarak nitelendiriyordu. Gözleri kapanmadan önce yerin ona yaklaştığını hissetti...
Evet bi olay oldu. Bir sarsıntı ve karanlık. Herkese bir haller olmuştu. Herkes bilmeden birbiriyle ilişki haline girmişti. Birbirlerini gerçekten tanımasalar bile bir ilişki içerisindelerdi her zaman. Her zaman bir beklentileri vardı. Bir şey olmasını ve anlatmayı beklediler. Evet bir şey oldu. O adamın evi orda yoktu. Toz ve duman vardı. Göz gözü görmüyordu. Postacı hasta olduğunu ancak uyandığında hatırlayabilecekti bu onun yaşadıklarının tek nedeniydi. Elbiseler tekrardan kirlenmişti belki de bir daha o kadın tarafından yıkanamayacaktı. Kariyerinde de düşündüğü gibi bir çocuk olmayacaktı bundan sonra. Çocuk önceki günlerden farklı bir şey bağırıyordu onbeş dakika önce. Kelimenin aynılığı sadece bir ağız alışkanlığı olsa gerek. Konuşmayan çocuk mu ? sanırım bu sefer herzamankinden farklı olarak elinde büyük bişey taşıyordu. Ne olduğundan habersiz. Kimin ateşlediğinden habersiz…
Çok fazla sonu henüz açıklanmamış olay var. Hayatta her dakika yaşadığımız. Selam verip nasılsın diye sorduğumuz insanlar acaba nasıl olduklarını anlattıktan sonra ne gibi bir akıbetin içine giriyorlar. Ya da aslında ne kadar düşünüyoruz ki onları her selam verdiğimiz insana ardından nasılsın sorusunu soruyoruz. Bence hiç de iyi değiliz. İyi olmamamız bizim için çıkar yol olan bi cevap değil. Kötü bir şey yaptığımızda “kusura bakma pek iyi değilim” dediğimizde sanki kendimizi bir az olsun affettirdiğimizi düşünüyoruz. Aslında o kadar da kötü değilizdir bunu söylerken. Çok konuşuyoruz. Lüzumsuz yere. Sadece birilerine daha çok şey anlatabilmek için konuşuyoruz. Konuşuyoruz ve öğreniyoruz. Birilerinin hikayelerini dinliyoruz. Sonra başka bir hikayede onu örnek olarak sunuyoruz. Hepsinin örneklerini alıp başka bir konuşma esnasında piyasaya sunuyoruz. Kendi eğlencemiz için.
Neler vermezdik fitili kimin ateşlediğini, çocuğun elindekini nerden bulduğunu, hatta postacının nerde uyandığını öğrenmek için. Daha da önemlisi bunları konuşmak için daha çok şeyimizi ortaya koyabileceğimizi düşünüyorum. O adam böyle birşey olmasını istemedi. Hayatı boyunca konuştu daha çok şey konuşmak için. yeni olaylar başlatmak için. Dediğim gibi konuştuklarını silemiyordu. Silemeyince samimiyetinin kaybolduğuna inanmaya başladı. Daima kendi için yaşamayı seçmiş bir insan için bu tersti. Konuşmuş olmak için konuşmaktansa, sadece kendi için yazmayı tercih etti.
Yazdı....
Sildi...
Yazdı...
Sildi...
Yazdı...
Son cümlesini de silebilmiş olmayı dilerdi...
"daloaokr fıdjaırp gkflsaşfkjş jgkf gjıfpjra blşövç.z ğpeoroewrı dısepur hşfdgjaşperpı jgfklaöçzeıap jfjggfsljg ... "
Tansu Akmansoy , 2008
Ordan Burdan / This And That
Simit Tokluğuna / For turkish bagel glut
Yerin Göğü / Grounds Sky
Boyutsuz aşk / Non-dimensional love
Buraya oturamazsın / You can't sit here
Çalışan eller / Working hands
Bazlar / Bases
Detay / Detail
Doğadan / From the nature
Gecekonmuşlar / Bidonville
İşlevsiz Kivileştirme / Useless kiwilation
Kişiliksiz ver1 / Unprincipled vol1
Kişiliksiz ver2 / Unprincipled vol2
Manzara ver1 / Landscape vol1
Manzara ver2 / Landscape vol2
Manzara ver3 / Landscape vol3
Manzara ver4 / Landscape vol4
Manzara ver5 / Landscape vol5
Manzara ver6 / Landscape vol6
Manzara ver7 / Landscape vol7
Manzara ver8 / Landscape vol8
Manzara ver9 / Landscape vol9
Manzara ver10 / Landscape vol10
Melankoli ver1 / Melancholy vol1
Melankoli ver2 / Melancholy vol2
Melankoli ver3 / Melancholy vol3
Melankoli ver4 / Melancholy vol4
Mutfak / Kitchen
Palet / Palette
Sokak / Street
Şizofren / Schizophrene
Teknolojik Manzara / Technologic Landscape
Tensiz / Skinless
Uçan Balon / Flying baloon
Yaz / Summer
Yeni dünya / New world
Yer lekesi / Ground stain
Yol / Road
Cin / Djinn
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



















































